Troia Müzesi ve Gerekliliği
Troia’ya müzesinin elzem gerekliliği, 1990’lı yılların başlarına dayanır. Kentte hazine istekleri hep olagelmiştir. Bilinçli veya bilinçsiz bazı kitleler, dönem dönem esas hazinenin Troia’nın kendisi olduğunu zaman zaman es geçip, son 150 yılda 50 civarında müzeye yayıldığı söylenen Troia hazinelerini bu topraklara geri isterler. Kampanyalar düzenlerler. Bu kampanyaların bir çoğu hüsrana dönüşür, keza bu hazinelerin sergileneceği bir müze bile yoktur. Bu Troia müzesinin yapılmasında ilk ve birinci gerekçe gibi ortada durmaktadır. Yani, bir müzede olması gereken Troia’ya ait buluntular, bu buluntuların sergilenmesi, bakımı, saklanması, depolanması, üzerinde çalışmalar yapılabilecek hale getirilmesi, dönemsel ve tematik sergilerle zaman zaman ilginç eylemler yapılması, konferanslar, bilimsel etkinlikler, sanat eylemleri, oyunlar vb. gibi olaylar kuşkusuz olmalıdır.
Fakat meselenin esası bir başka gerçeklikte gizlidir. Troia’nın bizzat kendisi müzeyi yapmayı gerekli kılmaktadır. Şöyle ki, Troia çok katmanlı bir höyük olması açısından anlaşılması çok zor olan bir arkeolojik kalıntıdır. Özellikle uzman dışı ziyaretçi ve turistlerin bu çok değerli eski çağ kentini algılaması için ek ve ilave araçlara, ifade biçimlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Farklı kültür katmanları ve kentlerin olması Troia’nın rekonstrüksiyonunu (yeniden kurulmasını), ayağa kaldırılmasını da kısmen engeller, çünkü, örneğin Troia 6 kentini ihya etmek ve canlandırmak, diğer kent ve kültür tabakalarını yok edebilir. Dolayısıyla müzede yapılacak ilave anlatım ve ifade biçimleri Troia’nın anlaşılmasını ve anlatılmasını kolaylaştıracaktır. Troia’nın bizzat kendisinden kaynaklanan bu gerçekliği, Troia müzesini gerekli kılmaktadır.
Bir başka gerekliliği atlamamamız lazımdır. Biliyoruz ki, Troia efsanesi ve mitolojisiyle ünlenmiş bir kenttir. Birçok zamanlarda bu mitoloji ve yazılı destan, Troia’nın kendisinden daha öne çıkmıştır. Bu özelliğini günümüze kadar taşımasında en önemli belge, kuşkusuz büyük ozan Homeros’un kaleme aldığı İlyada destanıdır. İlyada (ve Odysseia) destanları hala bir deryadır. Üzerinde tonlarca araştırma, tez ve inceleme yapılmasına rağmen birçok yeni keşifler yapmayı bekler. Böylesine bir destanın, dar bir uzman ve meraklı tarafından biliniyor olması ilgiyi daha da arttırmaktadır. Tüm bunlar Homeros’un İlyada’sının popülerleşmesi, avamlaşması ve toplumsal yaygınlığa kavuşması gerekliliğini ortaya çıkartıyor. Bu ifadelerin ve anlatıların yer alacağı mekan kuşkusuz bir müze olmalıdır. Troia müzesinin gerekliliğinin bence en heyecan verici meselesi bu olsa gerek.
Troia müzesinin proje çalışmalarının bir noktaya geldiği bir aşamada, müze gerekliliğini hatırlatmakta yarar vardır diye düşündük…
Mimar İsmail Erten Son Yazıları...
- 25/12/2019 Cumhuriyetin İktidarı ve Yıkımlar
- 17/12/2019 Geleneksel Çarşıda Değişim…
- 10/12/2019 Otopark, Trafik ve Politika, Planlama…
- 22/11/2019 Görmeyen Tuttuğunu Öpüyor… Schliemann Hırsız Mı?
- 13/11/2019 Kamusal Yaşam Alanlarında Eşitlikçi, Kişisel Yaşam Alanlarında Özgürlükçü…
- 01/11/2019 Kentin Kuzeyi…
- 23/10/2019 Behramkale – Assos Koruma Planı…
- 08/10/2019 “Mimarlık… herkes için konut” “Architecture… housing for all”
- 13/09/2019 Siyasi Rol Çalma…
- 09/09/2019 İnşaatın Kendisi Zaten Kriz…
Yorumlar...
Henüz yorum yok...